07 Ocak 2010 Perşembe

İSTİHARE NEDİR?NAMAZI NASIL KILINIR?İSTİHAREDE GÖRÜLEN RENKLERİN ANLAMLARI?

İSTİHARE("GAYB"I, ALLAH’A DANIŞMAK)"İstihare" İslâmiyette çok önemli bir husustur!. Yapılacak bir işte gaybı bilen Allah’tan danışmak, bütün inananlar için son derece önemli bir imkândır.Bu yüzdendir ki Rasûlullah aleyhisselâma inanan yakın sahâbesi şöyle derdi:-Rasûlullah salla'llâhu aleyhi ve sellem bize tüm işlerimizde istihâreyi tavsiye ederdi!."
İSTİHARE NAMAZI
Hazret-i Rasûlullah aleyhi's-selâm'ın tavsiye ettiği "istihâreyi" bize Hazret-i Ebû Bekr, İbn Mes’ûd, Ebû Eyyûb el-Ensarî, Ebû Saîd el Hudrî, Sâ’d bin Ebî Vakkas, Abdullah bin Abbas, Ebû Hureyre gibi birçok önde gelen ashâbı Resûl nakletmekte.Evet nedir bu nakil?.. Ne buyuruyor Rasûlullah aleyhi’s-selâm:-Biriniz bir işi ciddî olarak düşünüp karar aşamasına geldiğinde, farzın dışında iki rek’ât namaz kılsın ve ardından şu duâyı yapsın.’Duâ, yukarıda verdiğimiz metindir.Namazda bilenler, birinci rek'âtta "kul ya eyyühel kâfirûn" ikinci rek'âtta da "İhlâs" sûresini okurlar Fâtiha'dan sonra; bilmeyenler de her iki rek'âtta da "İhlâs" okurlar.Şâyet o gece gerekli ve yeterli işaret alınmazsa, yediye kadar devam etmek icabeder. Çünkü Resûl-i Ekrem, Enes bin Mâlik'e bu konuda şöyle demiştir:-Ey Enes, Bir işe teşebbüs etmek istediğinde, o iş hakkında yedi kere istihare et. Sonra gönlünden geçen karara, eğilime bak. Çünki hayır, gönüldeki temayüldedir."Ancak iş acele ise, daha fazla süre de yoksa?.. O zaman iki rek'ât namaz kılıp, istiğfar edip, salâvat getirdikten sonra şu şekilde duâ edilmelidir:-Allah'ım herşeyi ve bütün gaybı, geçmişi ve geleceği bilen sensin. İçinde olduğum durum da bilgin içindedir. Beni nefsime, kendime bırakma; bana hayrı hissettir ve hayrı kolaylaştır. Beni şerri seçmekten koru ve şer yolunu kapa!. Senin mülkünde ortağın yoktur, her şeye gücün yeter, ben senin kulunum ve sen de benim rabbim olan Arşın âzim Rabbisin. Lûtfen bana yol göster, gerçeği ilham et."Bundan sonra Allah’a tevekkül edilip, içe doğan biçimde hareket edilir.
İSTİHARE DUASI Okunuşu:
Allahümme inniy estehıyrüke biılmike estakdirüke bikudretike ve es’elüke min fadlikel azıym. Feinneke takdirü ve lâ akdirü ve talemü ve lâ a'lemü ve ente allâmül guyûb. Allahümme in künte ta’lemü enne hâzel emre hayrün liy fîy diynî ve meâşiy ve âkıbeti emriy fakdürhu liy ve yessirhü liy fiyhi. Ve in künte ta'lemü enne hâzel emre şerrün liy fiy diynî ve meâşî ve âkıbeti emriy feasrifhü anniy veasrifnî ahnü vakdür lilhayre haysü kâne sümme ardınî bihi.Anlamı: - Allah'ım ilminle bana hakkımda hayır olanı bildirmeni niyâz ederim. Gücün yettiği için bana güç vermeni isterim. Hayırlı olan tarafın bana açıklanması için, senin o büyük fazlı kereminden dilerim. Çünkü sen güçlüsün, bense güçsüzüm. Sen bilensin, ben bilemem. Gaybın bütün sırlarını bilen sensin. Allah’ım, eğer.. (işini söylersin).. benim dinim, hayatım, âhiretim için işimin sonucunun hayırlı olduğu bilgin içindeyse, bu işi bana kolaylaştır ve nasib et.Allah’ım eğer.. (işini söylersin). benim dinim, hayatım, âhiretim için işimin sonucunun hayırsız olduğu bilgin içindeyse, beni o işten soğut ve uzaklaştır ve nasib etme.’
İSTİHAREDE GÖRÜLENLER
İstihârede şâyet güzel şeyler görülürse, din büyükleri görülürse, Yeşil, beyaz gibi renkler görülürse, hayra; siyah, mavi, sarı gibi renkler görülürse de o işten uzak durmaya gayret edilir.
İSTİHARE, BİR TÜR OTOKONTROLDÜR!
Özellikle, tasavvufla ilgilenmek istiyenlerin, yanlış bir kapıyı çalmamaları için istihâre ehemmiyetle tavsiye olunur.Bazıları, zaman zaman kendi durumlarını sorma amacıyla da istihâre yaparak bir tür oto-kontrolda devam ederler.
ALLAH’A SORAN ASLA PİŞMAN OLMAZ !
Şunu unutmayalım ki.Bize hayır gibi gelip, şiddetle arzuladığımız nice şeyler vardır ki, onlar gerçekte bizim için şerdir. Bize şer gibi gelip, o şeyden uzak durmak için şiddetle direndiğimiz nice şeyler vardır ki, onlar da gerçekte hayırdır. Allah bilir, biz bilemeyiz.Öyle ise Allah’a soran, kesinlikle bilelim ki, asla pişman olmaz!.

01 Ocak 2010 Cuma

CİNSEL İLİŞKİDE HARAM VE HELAL OLAN DAVRANIŞLAR

Bu konuda hiç unutulmaması gereken en önemli nokta, insanın yaradılış gayesidir. Insan Allah'ın yüceligi karşısında kendi güçsüzlügünü kabullenmesi ve her hareketini Allah'a kulluk olarak yapması için yaratılmış bir varlıktır. Öyleyse yemesi, giymesi yatması ve kalkması gibi, cinsel ilişkisi de ibâdet olarak yapılmalıdır. Haramdan sakınmak, Allah'ın nimetinden helâl olarak yararlanmak, yapacağı hayırlı işler için fikrini meşgul eden cinsel arzuyu, sağlam düşünebilmek için gidermek, koca karının, karı da kocanın hakkını ödemek ve en önemlisi müslüman nesli yetiştirmek amacıyla yapılan meşru bir cinsel ilişki ibâdettir ve insana aldığı zevkler yanında sevap da kazandırır. "Kişinin zevkini yaşamasında hiç sevap olur mu ?" diye soran sahabiye Allah Rasûlü Efendimiz; "O suyu haram bir yere akıtsaydı, günah olmayacak mı idi? Öyleyse helâlından akıtması da sevaptır" buyurmuştur.(Müslim, zekât 52; Ebû Dâvûd, tatavvu' 12; edep 160; Müsned V/167,168.)

Öbür yönüyle insan, arzu ve şehvetinin esiri olup, sırf zevki için yaşar hale gelmemelidir. Bu, ondaki hayvanî güçleri geliştirir, melekî güçleri zayıflatır ve insanı alçaltır. Halbuki, bütün zevkler gibi cinsel ilişki zevki de bir gaye değildir, bir gaye için yaratılmış insana Allah'ın bir hediyesidir. Insandan, neslini sürdürmesini istemiş ve bunu Allah'ın istediği doğrultuda yapması halinde kendisine cennet vadedilmiştir. Ise cinsel ilişki zevki gibi peşin bir avans da verilmiş ve sanki öbür âlemde alabildiğine tadacağı zevklerden, daha dünyada iken ona parmak ucuyla hafifçe tattırılmıştır. Ya da yorucu çabalarla yüce bir gayeye ulaşması istenen insana, gönül eglendirme türünden çerez takdim edilmiş ve asıl ziyafetin sonda olduğu bildirilmiştir. Tıpkı zor birise kosulan çocuklara, işi sonuna kadar götürmeleri için verilen oyuncaklar gibi. O çocuğun verilen işi bırakıp bu oyuncakla eglenmesi, oyuncağın veriliş amacına ne derece zitsa, insanın cinsel zevklerini gaye olarak görüp, sırf onlarla meşgul olması da yaratılış gayesine o derece zittir.

Şimdi vereceğimiz bilgilerde bu açınin gözönünde bulunduiulması gerekir.

Tutma ve bakma konusunda karrkoca arasında avret olan bölge yoktur.(Ibn >bidin VI/367) Hz. Ömer'in oğlunun; "bana göre birbirinin organlarına bakmaları daha iyidir, çünkü bu cinsel ilişkinin tadıni artırır," dediği nakledilir. Fakat Aynî; "bu sözün, onun sözü olduğu kesin değildir" der. Tutma konusunda câiz değildir diyen yoktur. Ebû Yûsuf; "Ebû Hanife'ye sordum ki, erkek karısının organını tutsa, kadın da kendisine karşı tahrik etmek için kocasının organını ellese, bunda bir sakınca var mıdır2 O da bana; hayır, yoktur. Hattâ bu sevaptır ve ecrin büyük olmasını sağlar dedi".

Hanımı ile ilişkide bulunurken, onu tanıdığı güzel bir kadın diye hayâl edip, onunla sevişiyor gibi cima yapmasının haram olmadığını söyleyenler vardır. Ancak Ibn Âbidîn; bizim kurallarımıza göre bunun helâl olmaması gerekir, çünkü bu, suyu şarap olarak düşünüp içmeye benzer. Onun haram olduğu açıktır. Öyleyse öbürü de helâl olmamalıdır" der. ( Ibn ilbidin VI/372.) Doğru olan da bu olsa gerektir.

Cinsel ilişkide kullanılan kremler, ya da yağlandırıcıların, domuz yağı gibi haram madde içermedikten sonra, helâl olmadığını gösteren bir delil yoktur. Ancak bu normal eşlere tavsiye edilmeyecek bir durumdur. Allah bu iş için tabi nemlendirici yaratmayı ihmal etmemiştir.

Cinsel ilişkinin yasaklanan, ya da tavsiye edilen bir şekli yoktur. Ne var ki, tabiîlik dinî olan İslam'ın, bu konuda da tabiî olanı tercih edeceği açıktır. Üreme organından olmak üzere, karı ile koca hangi tür ilişkiden zevk alıyorlarsa onu uygularlar. Ayakta, otururken, yatarken, arkadan, önden, altta, üstte; hangisini isterlerse öyle yaparlar. Ancak üzerlerinin örtülü olması Islâmî bir edep ve emirdir." Allah ise utanmaya en lâyık olandır"(Fetâvây-i Hindiyye'de: "Oda küçük olursa (5-10) zira' yani yaklaşık(3 x 6 m2) koca böyle bir odada cima maksadıyla karısını soyabilir. Bir kısım ulema karı kocanın bir odada tek başlarına soyunmalarında mahzur olmadığını söylemişlerdir." (Ibn Âbidîn, Kunye'den, V/288). Ama bu, elbette cima ederken açık olabilecekleri anlamına gelmez. Hadîs için bk. Buhârî, ilm 15, edep 68.)

Karısına dübüründen yaklaşmak çok çirkin bir hareket ve haramdır. Insanın tabiatina, şeref ve onuruna aykırıdır.

Erkeğin, şehvetini uyandırmak ve zevk duymak için, eliyle ya da butlarıyla kendi kendini tatmin etmesi helâl görülmemiştir. (Bu konuda Mü'minûn (23) 7 ve Me'âric (70) 31 âyetleri ve tefsirlerine bakılabilir.) Haramlığını bazıları hafif, bazıları da kaba olarak nitelemişlerdir. Ancak erkeğin yanında karısı yoksa, ya da evli değilse, kalbi bununla meşgul oluyorsa ve harama düşme endişesi varsa, kendisini boşaltmanın, bunu âdet haline getirmemek şartıyla câiz olduğunu söyleyenler vardır. Hattâ, ciddî olarak harama düşme endişesi varsa ve bu yolla buna engel olunacaksa, bunun vâcip olduğunu söyleyenler de vardır. (Geniş bilgi için bk. Mahlûf, Fetâvâ I/117,118.) Ancak Peygamberimizin bu konudaki tavsiyesinin, şehveti oruç tutmakla yatıştırmak olduğu unutulmamalıdır. (Söz konusu hadîslerinde Rasûlüllah Efendimiz: "Gençler! Evlilik külfetine hanginizin gücü yetiyorsa evlensin." Yapamayan oruç tutmalıdır. Çünkü onun (nefsi dizginleyici) kamçısı vardır" Buhârî, savm 10, nikâh 2, 3; Müslim, nikâh 1, 3; Ebû Dâvûd, nikâh 1) Bu yolla hem haramdan kurtulacak hem de sevap kazanacaktır.

Erkeğin eli vb. şeylerle kendini tatmin etmesi caiz olmadığı gibi, kadının da bu yolla tatmin araması câiz değildir. Ancak koca, karısının eli ile ya da vücudunun diğer yerleri ile tatmin olabileceği gibi, karısını da bu yolla tatmin edebilir. (Serahsî, Mebsût X/159.)

Hastalık, zayıflık ve güçsüzlük gibi sebeple cinsel ilişkiye dayanamayan ve bu yüzden istemeyen kadınla cima etmek haramdır. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü'd-dürriyye I/26.)

Evlendiğinde karısıyla ilişkiye güç yetiremeyen erkek bir yıl beklenir. Bir yıl boyunca da, bir defa olsun, güç yetiremezse, karısı, istemesi halinde ayrılır, erkeği beklemeye zorlanamaz. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü'd-dürriyye I/30.)

Mushaf bulunan odada cima etmenin sakıncası yoktur. Çünkü müslümanlann evlerinde ve odalarında genellikle Mushaf bulunur. Ancak Allah'ın kelâmına karşı saygı duyulduğunu göstermek için Mushafin örtülmesi gerekir. (Ibn Âbidîn, I/266, el-Hediyyetü'l-Alâiyye 268.)

Mescidlerin üzerinde cinsel ilişkide bulunmak mekruhtur. Çünkü mescidler semâya kadar mesciddirler. (Alâuddîn Âbidîn, el-Hediyyetü'l-Alâ'iyye 283.)

Cimaya başlarken "besmele" çekerek,hadîste geçen "Bismillâh, Allahümme cennibnâ'ş-Şeytâne ve cennibi'ş-Şeytâne mâ-razektenâ" duasını okuması müstehaptır ve cimanın edeplerindendir. (Örnek olarak bk. Buhârî, bed'ul-halk 11; Müslim, talak 6, nikâh18)

Kocası kendisini cimaya çağırdığında, karısının bunu özürsüz olarak reddetmesi, câiz değildir. Hattâ âdetli olması da bir özür değildir. Çünkü kocası onun, âdetli iken haram olan bölgesi dışında bir yerinden yararlanabilir. (Fetâvây-i Hindiyye (yazma) 611/45 Müslim, hayz 16, Nesâî, taharet 180; Ibn Mâce, taharet 124) Bu konuda özellikle kadının sözkonusu edilmesi, cimada erkeğin, kadından daha sabırsız olduğundandır. Yoksa kadının, kocasından cima isteme hakkıyok demek değildir.

Karıkocanın, zaruret olmadıkça cinsel ilişki biçimlerini başkalarına anlatmaları haramdır. Peygamberimiz (s.a.s.) : "Şüphesiz ki, Kıyâmet Gününde, Allah'ın katında, emanete hiyanetin en büyüklerinden biri, karıkoca beraber düşüp-kalktıktan sonra, kocasının kadının sırrını yaymasıdır" buyurmuştur. (Müslim, nikâh 21; Davûdoğlu age VN/327 vd.)

Emzikli kadınla cimada bulunmak câizdir. (bk. Müslim, nikâh 24; Davûdoğlu age VN/342 vd.) Bir kadını görerek şehveti harekete gelen kimsenin, derhal karısı ile cima etmesi ve nefsini yatıştırması müstehaptır. (bk. Müslim, nikâh, 2; Davûdoğlu age VN/221.)

Cimada özellikle dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi de, temizliğe olabildiğince dikkat etmektir. Mümkünse ilişkiden önce eşlerin dış organlarını sabunla yıkamaları müslümanca bir davranış olur. Çünkü temizlik müslümanlığın ana temellerindendir. Kasıklarda yuvalanıp üreyen mikropların, ilişki yoluyla kadının rahmine ulaşıp, çeşitli rahim hastalıklarına sebep olabileceği, ya da mevcut hastalıkları artırabileceği hiç unutulmamalıdır. Peygamberimizin (s.a.s.) cima edeceklere abdest almayı tavsiye etmesi (bk. Ibn Kudâme, el-Mugni VN/26) bundan olsa gerektir.

Cima gücünü artıracak besinler yemek sakıncalı değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kına sürünmeyi tavsiye ederken; çünkü o, cildi güzelleştirir, cima gücünü artırır(Zehebî, et-Tibbu'n-Nebevî 25), buyurmuştur. "Tıbbı Nebevî" kitaplarında buna benzer hadisler nakledilir ve cima gücünü artıracak gıda rejimi verilir. (agk)

Ilişkinin ne olduğunu bilecek kadar büyük çocukların bulunduğu odada, onlar uyurken bile cima etmek câiz değildir. (Nemenkânî, el-Fethu'r-Rahmanî N/2l3)

30 Aralık 2009 Çarşamba

YILBAŞI KUTLAMAK,ÇAM AĞACI SÜSLEMEK CAİZMİDİR?

Modern Müslüman yılbaşı, doğum günü, sevgililer günü kutlar mı? Çam ağacı süslemek, hindi yemek caiz mi? Özel günlerde hediye alır mı?

İşte bu soruların cevabını,Prof. Dr. Şinasi Gündüz bakın nasıl verdi:

Çam ağacı dinden çıkarmaz

Yılbaşı ile Noel’i birbirinden ayırt etmek gerekir. Noel dini bir bayramdır. Nasıl ki Müslümanların Hz. Muhammed’in doğduğu gece olarak kutladığı Mevlit Kandili gecesi varsa, Hıristiyanların da Hz. İsa’nın doğuş anısına kutladığı dini bir bayram olan Noel kutlamaları var.

Bizde Hıristiyanların yılbaşından bir hafta önce kutladığı dini bir bayram olan Noel ile yılbaşı kutlamaları birbirine karıştırılıyor. Yılbaşı dünyada yaygın olarak kutlanılan olumsuz, üzüntü verici hadiselerin geride kaldığını, yeni ümitlerle, yeni bir yıla girildiğini ifade eden bir kutlamadır. Bu yönüyle yılbaşının bir Müslüman tarafından da kutlanmasını son derece doğal olduğunu düşünüyorum. Ve şahsen ben kendim de yılbaşını kutluyorum.

Ancak çam ağacı süsleme, hindi kesimi ve ‘Noel Baba’ gibi inanışlar Noel gecesi ile ilgilidir. Bu karıştırıldığı için yılbaşı gecesi de çam ağacı süsleniyor, hindi yeniyor, Noel Baba’nın o inanılan mitolojik şahsiyetini temsilen çocuklara hediyeler veriliyor. Bu karışıklıktan hareketle de Noel ile yılbaşı birleştirilmiş görüntüsü veriliyor.

Ben burada doğrusu yılbaşı gecesi birtakım kutlamalar yapmanın, o geceyi coşkuyla kutlamanın, yılbaşı tebrikleri göndermenin, hediyeler almanın İslam’a aykırı bir tarafı olduğunu düşünmüyorum. Ancak yılbaşı çerçevesinde Batı’ya ya da Hıristiyan âlemine özentiden kaynaklanan bir şekilde bazı Batı geleneklerinin tekrarlanmasının kendi kültürümüzle örtüşmediğini düşünüyorum.

Ancak bir Müslüman bunu yaparsa bir şey de olmaz. Çam ağacını süslemek, hindi yemek kişiyi dinden İslamdan çıkartmaz. Bu kutlama kendi milli manevi değerlerine kültürüne yabancılaşma haline dönüşüyorsa bu hoş bir şey değil.

PROF. DR. ABDULLAH ÖZBEK / Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Yılbaşı kutlamak evrensel

Bu tür konulara sosyal, felsefi, ahlaki açıdan, evrensel boyutlarda, ilkeler bazında bakmak gerekir. Bu tartışmaların seviyesini bu alana çekmekte yarar var.

Dolayısıyla konuya ilişkin sadece şunu söyleyebilirim; İslamda kutlama olur. Bu günah ya da haramdır demeye de kendimi yetkili görmüyorum. İslam faydalı olan hiçbir şeye engel olmaz. Ahlaki, evrensel, insani değerlere zarar vermedikçe her türlü kutlama olur. İnsanlar üzüntülü dönemlere ilişkin nasıl günler düzenleniyorsa, sevinçli anları da paylaşabilirler. Bunda bir mahzur olmasa gerek. İsim ve şekillere takılmamak, içeriğe bakmak gerekir.

Biz Hz. İsa’ya peygamber olarak inanırız. Yılbaşı eğer Hz. İsa’nın doğum yıldönümü ise, tarihen tespit edilmişse biz ona da sevinebiliriz, bunda bir mahzuru olmaz. Evrensel birşeydir. İslam evrensel görüşleri benimser. Diğer peygamberler için de yapabilir. Ama bu kutlama bahane edilerek zararlı bir şey yapılıyorsa o zaman bu tartışılır.

Bir şeyin zararlı olup olmamasıyla ilgili de çeşitli kriterler var; bedensel, zihinsel, moral değerler, fiziki ölçüler gibi. Meseleye daima fayda açısından bakmak lazım. Ama faydalı birşey bile göreceli olarak, bazen zararlı olabilir. Çok faydalı dediğimiz namazı, orucu bile zararlı hale getirebilir insanlar.

Hediye alma İslamda da hoş görülür. İnsanlar arasında diyalog oluşturur. Ama aşırılıklara kaçmamak kaydıyla. Sevdiğini ispat etmek için bütün malını mülkünü harcayarak ya da öğrenciyse bütün harçlığını vererek hediye almasını kimse uygun görmez. Bir de bu tür işlerin arkasında ekonomik sebepler var. Bazen hiç yoktan yere bir gün icat edilebiliyor.

23 Aralık 2009 Çarşamba

HIRİSTİYANLARIN KUTSAL KİTAPLARI NELERDİR?

Hıristiyanlığın mukaddes kitapları İncillerdir. Yunanca "evangelion" kelimesinden gelen İncil, "müjde, iyi haber" anlamlarını ifade eder. (15) İncil kelimesinin bu açıklamasına dayanarak ilk dönem Hıristiyanları, İsa'nın gelişini, insanları kötülük ve günahtan kurtararak selamete ulaştırmak manasında yorumlamışlardır.

Bugün Hıristiyanların ellerinde bulunan Yeni Ahit, 4 İncil (16) ile 23 küçük kitabın birleşmesinden meydana gelmiştir; hepsi 27 kitaptır. Bu kitapların hemen tamamı II. yüzyıldan sonra yayılmıştır, Yunanca'dır. Hıristiyanlar bu kitapların Havarilerden geldiğini ve doğru olduğunu kabul ederler. Bununla beraber İncillerin İsa'nın eseri olmadığını, ihtiyaç duyuldukça sonradan yayıldığını, İsa'nın düşüncelerini yansıtmadığını iddia edenler de vardır.

Hıristiyan dinî literatüründe kilisenin sahih kabul ettiği İncil metinlerine "kanonik", sahih kabul edilmeyen İncil metinlerine de "apokrif" denir. (17) Apokrif metinler üzerinde gerek ilâhiyatçıların, gerek mezhepler tarihi uzmanlarının tartışmaları hâlâ bitmiş değildir. İnciller arasında bir takım ayrılıklar bulunmakla beraber ilk üç İncil (Matta, Markos, Luka)'de bazı benzerlikler tesbit etmek mümkündür. Aralarındaki şekil ve konu berzerliğinden dolayı bunlara "Sinoptik" İnciller denir. (18) Nitekim, mucizeler ve İsa'nın hayatına dair olayların anlatımına Sinoptik İnciller oldukça açık benzerlikler sergilemekte, her üçü de ortak şifahî kaynağa dayanmaktadır. Bu İnciller edebî yönden birbirlerine bağlıdır. Yuhanna İncili ise anlattığı olayların tefsirine daha fazla önem verdiği için "sembolik" bir anlam taşır.

Hıristiyan ilâhiyatçılardan bazılarına göre İsa'ya ilk inanan Havarilerden dördü, sonradan O'nun sözlerini toplayarak birer İncil meydana getirmişlerdir. İlk dört İncil (19)'den en eskisinin Markos olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. İlk İnciller genellikle İbranca ve Yunanca yazılmış, Orta çağ boyunca da Latince'sinden okunmuştur.

Bir diğer açıdan Hıristiyanlar, İsa'nın kanun ve öğretilerini içine alan kitapların tamamına İncil adını vermektedirler.(20) Hıristiyanların kabul ettikleri bir sınıflandırmaya göre 27 kitaptan meydana gelen Ahd-i Cedid iki bölümdür:

1- Tarihi İnciller (1-4 kitap),
2- Talimi İnciller (5-27 kitap).

Bugünkü İncil'in muhteviyatını tarihî bir muamelenin sonucu olarak kabul etmek mümkündür. İsa Arami dilini kullanmıştır. Sonraki dönemlerde İncil halk Yunancası ile yazılmıştır. İçinde Arami dilinde birkaç cümle de vardır. 1546'da toplanan Merano Ruhani Meclisi, İncil'in Tanrı ilhamı olduğundan şüphe edilmesini yasaklamıştır.

Elimizdeki İncil Gerçekmidir?

Hıristiyanlığın kutsal kitabı olan İncil’lerin hiçbir şekilde değişmediğini söyleyen ve Tanrı’nın bunu kendi kutsal kitabında belirterek değişmediğini güvenceye aldığını savunan Hıristiyanlara karşılık, İncil’in Tanrı sözü olduğuna inanan fakat değiştiğini iddia eden İslam Dini mensupları arasında sürekli devam eden bir tartışma mevcuttur. İslam taraftarları İncil’in değiştirildiğine dair iddialarını aşağıdaki dayanaklara bağlarlar;

1-İsa'nın soyu Luka İncili'nde başka, Matta İncilinde başka şekilde anlatılmıştır. (20) 2-Tanrıyı görme konusu İncillerde farklı farklı geçmektedir. (22)
3-İsa'nın doğum yeri bile İncillerde değişiktir. (23)
4-Kendi kutsal kitapları İncil'in "Allah'ın İncili" veya "Oğlumun İncili" şeklinde zikredilişi yine ellerindeki İncillerin ifadeleridir. (24)
5-Kurtarıcılık vasfı bir İncilde "Kurtarıcım Allah" diye geçerken yine aynı İncilde "Kurtarıcı İsa" şeklinde geçmektedir. (25)
6-İsa'nın gösterdiği mucizelerden biri olan "körlerin gözlerini açma" mucizesi İncillerde değişik sayıda ifade edilmiştir. (26)
7-Hz. Yahya İncillerden birine göre çekirge ve yaban balığı yemiş, yine aynı İncil'e göre hiçbir şey yememiş ve içmemiştir. (27)

Hıristiyanların İncilin değişmediğine dair kanıtları Kitabı Mukaddes ve Kuranı Kerim deki ayetlerle (I) eski İncil ve Tevrat nüshalarıdır. İncil’in değiştirilmediğine dair Kitabı Mukaddes’teki ayetlerden bazıları şöyledir;

“Çünkü doğrusu size derim:gök ve yer geçip gitmeden,herşey vaki oluncaya kadar, şeriattan en küçük bir harf veya bir nokta bile yok olmayacaktır”(Matta5:18)

“Gök ve yer geçecek,fakat benim sözlerim geçmeyecektir”(Matta 24:35) ayrıca bkz. 2.Petrus 1:21,Malaki 3:6,Mezmur 119:160, Mezmur117:7-8,Luka :16:16-17

Hıristiyanlar ayrıca İslam peygamberinin Kitabı Mukaddesi kabul ettiğini (II) ve İslam peygamberinin zamanında da Kutsal Kitap’ın sapasağlam mevcut olduğunu (III) Kuran’ın incelenmesiyle kuranda incilin değiştirildiğine dair bir hüküm bulunmadığı ve bunu iddia edenlerin kafir olacağını savunmaktadırlar.(IV)

Hıristiyanların bu iddialarına bazı İslam aydınlarınca Kuran’da belirtilen İncil günümüz incili değil Barnaba İncili diye açıklama getirilmektedir. Hıristiyanlar; Barnaba İncilinin incelenmesi sonucunda Bu incilin Kuranı Kerimin yazıldığı zamandan çok sonraları kaleme alındığının anlaşılacağını bu nedenle bu İncilin gerçek İncil olmadığını İslam dinine mensup kişiler tarafından propaganda amaçlı yazıldığını iddia etmektedirler. (V)

AGNOSTİZM NEDİR?

Bu anlayış, Tanrı'nın varlığı karşısında şüpheci bir tavır almaktır. Bu görüş, İlkçağ'da Sofist filozof Protagoras tarafından öne sürülmüştür. Protagoras'a göre, Tanrı'nın duyularla algılanamaması, insanın ömrünün kısa oluşu, Tanrı hakkında bilgi edinmeyi engeller. Huxley, agnostisizm deyimini ilk kullanandır. Ona göre, duyularımızın kavrayamadığı şeyler arasında Tanrı kavramı da vardır. Tanrı'yı duyularımızla algılayamadığımız için var olup olmadığını yargılayamayız. Agnostisizm,
Agnostisizm hakkında ansiklopedik bilgi
Bu anlayış, Tanrı'nın varlığı karşısında şüpheci bir tavır almaktır. Bu görüş, İlkçağ'da Sofist filozof Protagoras tarafından öne sürülmüştür. Protagoras'a göre, Tanrı'nın duyularla algılanamaması, insanın ömrünün kısa oluşu, Tanrı hakkında bilgi edinmeyi engeller.Huxley, agnostisizm deyimini ilk kullanandır. Ona göre, duyularımızın kavrayamadığı şeyler arasında Tanrı kavramı da vardır. Tanrı'yı duyularımızla algılayamadığımız için var olup olmadığını yargılayamayız. Agnostisizm, doğrudan Tanrı'yı reddetmemekte, ancak onu bilmenin mümkün olmadığını öne sürmektedir.İnsanın, kendi deneyimleriyle elde ettiği olguların ötesinde hiçbir şeyin varlığını bilemeyeceğini ileri süren öğreti. Agnostisizm hem bir terim , hem de felsefi kavram olarak Thomas Huxley tarafından ortaya atıldı. Huxley agnostik sözcüğünü hem geleneksel Yahudi-Hıristiyan tanrıcılığını, hem de tanrıtanımazlık öğretisini reddederek Tanrının varlığı sorununu ortada bırakan düşünürler için kullandı. Terim daha sonra geriye götürülerek bütün bilinemezci öğretileri kapsamıştır. Agnostisizm, tarihsel olarak bilimin denetiminden yoksun insan düşüncesinin düştüğü büyük yanılgılara bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. İlk tepkiyi Yunan antikçağ bilgicilerinden duyumcu sofistler vermiştir. Onlara göre bilgi duyuların sonucudur ve duyular dışında bilgi edinemez ve herkes için geçerli bilgi olamaz.